Yalanın meşruiyeti üzerine
Yalan üzerine düşünüyorum bir süredir. Aklımı kurcalayan ve elbette yine kesin bir cevabı olmayan sorunun içinde oradan oraya savruluyorum günlerdir. Dürüst ,hakiki, güvenilir olmak gibi erdem addedilen sıfatların karşında bir yalancı olarak durmak ve yalanı savunmak durumundayım. Yalancı; ama hakikatten daha az inciten ve dürüstlükten daha az ıstırap veren bir yalancı. Yalan üzerine söylenmiş veciz sözleri ve 'Yalanın Kısa Tarihi' adlı kitabı okuyup bu yazıyı yazmak istedim lakin düşüncelerimin pür halini buraya yazmakta nedense biraz acele etmeye karar verdim. Zira yalan üzerine konuşacaksam bu düşünceler yontulmamış köşelerimden gelmeli ve yalan hatta yanlış ama bana ait olmalıydı. Bu benim sorumlu olduğum bir konu. Bu dersten kalsam bile devam etmek zorundayım. Yalan bir zamanlar arkadaşım oldu işin gerçeği. Zırhım oldu. Yalan bir savunma mekanizması, yalan bir sığınak hatta yalan bir silah oldu bana. Yalan benim hakikatim oldu. Hayatımı...