Pazar, Kasım 02, 2014

Nihayet


"Bu kitabı gerçeğin kölelerine armağan ediyorum."


  Tam olarak olmasa da beş yıl. Bu süreç içinde yazdıklarımı paylaşmaya, sosyal medyada bir takım saçmalıklar bazen de faydalı insanlarla tanışmış olmak şansına sahip olmakla meşguldüm. Hayatımın beş yılını tam anlamıyla olmasa da fiyasko ve muhteşem saçmalıklar içinde geçirdim mental olarak. Fiziksel olaraksa çabuk sakatlanma eğilimim dışında bir problemim yok ve sırf bu yüzden hayatımın geri kalanını yoga ile geçirmeye karar verdim. Gel gelelim bu benim yaptığım bütün işlerden bahsetmek isterim uzun uzadıya fakat bunların hepsi geride kaldı. Sanırım bu benim yazmayı doğru bulmadığım "Teşekkür yazım". Burada bazı isimleri okuyacaksınınz bundan sonrasına devam edip etmemek ilginize kalmış. Bu bir Cumartesi gecesi yazısı değil. Burada tasvip etmediğimiz haberleri eleştirmek yok,güzel kadınlar ve güzel adamların profillerini kontrol etmek,hala durdurmadığınız tatil gecesi filmine dönmek veya şu an içtiğiniz içecek neyse ona dönme ihtimaliniz var.


Aziz kardeşim,-su senin yanında zevk kalır hayatımın her yerinde olman dileği ile- Bahadır Yıldız'a


İçimdeki diğer insan Gülseren Aydın'a


Öğretmenim Betül Turhan'a


Kıymetli aileme ve memleketime.


Canım dostlarım;Yiğit Hoylan,Volkan abim ve Bülent Örenel ağabeyime,Emrah Yanık,Sercan Kürklü ve Hakan Pehlivan'a ve sevgili kuzenim Gözde K. Yavuz'a.


Ali Öztürk bunun büyük bir kısmı sana...


Fatoş İnan'a.


Uzay Hekimoğlu'na


Yol arkadaşlarım: Barış Akbalı,Şafak Payanda, Arif Sezar, Gülnihal Özkan,Kuzey Gökçek ve saz ekibine, Işıl T. Salihoğlu,Serap O. Çakar'a Özgür Bacaksız, Şükran Moral, Ahmet Çakracı, Tuğberk Ulu,İlker Yörübaş, Mustafa Ak, Emir Saltat ve Ali Kemal Özcan'a

 

Eda Özcan'a


ve Önder Deniz Çavuşlar'a

Sirk Fanzin'e 


Nurdoğan hocama,Bircan kardeşime eski dostlarım Cevdet Levin Ayken,Batuhan İ. Dede,Oğuz Bal ve Özcan Bülbül,Sultan Karaahmetli ve Andrea'ya.


Lumiere'ye


Vaktiğini çaldığım kadınlara

ve hayatımı çalan kadına.


Bu insanlar ve ismini zikretmeyi unuttuğumda özür dileyeceğim insanlar vesilesi ile bu kitap yazılmış Mert Durmazer yeteneği ile Bencekitap yayınlarından çıkmıştır. Acılarımdan ve kullandığım bütün imgelerden para kazanmayı doğru bulmadığım için sadece bir defa belirtmek prensibi ile; bu kitabın şimdiki ve sonraki bütün  gelirlerini hiç bir şov amacı olmaksızın ihtiyacı olan çocuklara bağışlıyorum.


Kitap Önsipariş'e açılmıştır ısrarla olmasa da isteyiniz azıcık da olsa arzulayınız.




Burak Dikoğlu.


https://www.bencekitap.com.tr/Kitap/Pahali/

Cumartesi, Ekim 25, 2014

Çok yakında.



Israrla olmasa da arzulayın isteyin ve mümkünse alın. 

Geç bahar

.yine kederin kırıntılarıyla kendimi telkin ediyorum. Gururun salkımsız orospuların tanelerine gömüldüğü gecelerden beri ağlamaya değer tek kıymetli hatıra bile yok hatta belki de hiç olmadı. Belli ki nadasa kaldım belli ki satılmayacağım. Ey kayıp zamanın,yitik kutsalların diyarı; Bütün ihtimallerin takvimleri yanılttığı aksi bir yaşamda mutluluk dolu anların olduğunu biliyorum, biliyorum şerbetli sohbetlerin masasız şarapların tadını. Fakat ne yazık ki hissetmiyorum artık hissedemiyorum o içimdeki keskin beyaz soğuğun yanıklarını. Geçti burcu burcu kokan baharların büyü tozları ve yitip gitti sıcak yağmurların yazları. Bir sonbahar düğünü kadar mutlu olabiliyorum ancak. Biliyorum geçti kara sevdanın köhne yeli bu meçhul istasyondan. Geçti ilk sevmelerin heyecanı geçti delikanlılık çağlarım, telaşlarım. Mavi kanım mora çaldı, tenim karardı, kurudu yüzümün boynu bükük ıslaklığı. Avutmuyor sabah, avutmuyor alacası, avunmuyor salkım, avutulmuyor toprak. 

Kan kırmızısı memleket, büyüyor büyüyor büyüyorum. 

Çürüyorum artık geçsin şu mevsim geçsin artık. Bitsin bu bağbozumu dökülsün tanesi.


Burak Dikoğlu

Pazartesi, Ekim 07, 2013

Kolay mı?

Karanlıktan korkulmaması gerektiğini söylemişimdir hep. Bütün kusurlarımızı örten tahammülü artıran karanlıktan bahsediyorum. Şu spot ışıklarıyla aydınlatılmış vitrin kentleri kimi tatmin ediyor belli. Yaşamak için sadece aydınlıkta çırpınıyoruz oysa gece yaşamak her zaman daha kolaydır. Geceleri esrar bulmak kolaydır. Esrardan bahsetmek gerekirse her zaman içilmez hissedilir ve keşfedilir olmasının faydasını da göreceksiniz. Gizemden bahsediyorum saklı olandan. Az önce Tuğberk aradı yazamıyorum abi dedi. Neyden bahsedeceğini bilmeyen biri yazmamalı zaten. Yaşamadan yazmak mastürbasyonun nihai formatlarından biri değil mi? Kimse bunun aksini bana kabul ettiremez doğru olan etik olan yaşamı yazmak. Hissedilmemiş olandan ne kadar fayda sağlayabiliriz ki zaten. Kadınları da konuştuk sonra. "Arada bir sikişiyorum"a getirdi lafı. Onun adına üzüldüm henüz On sekizinde bir genç için fazlaca kopmuşluk bu hayattan. Yirmi beşine kadar peygamber olmazsa cesedini bar tuvaletinde bulabilirler bir gün. Ona da bahsettim Pasifik hayalimden. Gitmek istediğimi söyledim. O da siklemedi tabi. Mutsuzluğuma bu kadar alışmış olmak bile beni mutlu  ediyor şimdilerde. Daha mutsuz ya da daha az mutsuz olabileceğime inanmalıydım halbuki. Hayatın tam ortasında durdum. Gitmeliyim. Bir ağacı olan bahçenin, bir evde bir penceresinde kucak kucağa şarap içeceğim dişiler de olabilir. Prag'a nokta nokta hanım efendiyle gidebileceğimi düşünmüştüm.CupCake yapacaktık başka planlarım da vardı. Şimdilerden onunla pek konuşmuyoruz muhtemelen korku onu daha da bağlamıştır sevgilisine.Benim de bir sevgilim var fakat gitmek düşüncesi çekici ve korku dolu olabilir,bu hisse de güveniyorum açıkçası. "Gerçek bir korkuyu ancak cesur insanlar hissedebilir" diyordu Romalı bir general. Sevgilisinden ayrıldığı gün bana geleceğini biliyorum. Çünkü o da korkunun tadını biliyor,tadmak istiyor. Geleceğini biliyorum ama onu terk edeceğimi de. Aslında haber vermek istediğim tek bir kişi var. Çok özlüyorum ama affedebileceğimi sanmıyorum. Affedilecek hiç bir şey yapmamış gibi görünebilir. Peki benim bu rezil hayatım istenildiği zaman girilip çıkabilecek sikik AVM tuvaletine mi benziyor! Gitmek kelimesini mızmız çocuklar gibi tekrar ettiğimi düşünüyor sanırım çevremdekiler. Mutlaka öyledir muhakkak bir çocuk yanımız vardır huysuzlanan. Peki gerçekten bizi bu dünyada rahatsız eden şeylerin başında büyümek gelmiyor mu?

İhtiyaçların, isteklerin, sorunların sonu gelmeyen kavgalar hep büyüdüğümüz için başımıza gelmiyor mu? Hayatımın tam ortasında tam yirmi yedi yaşımda bir roman yazmaya karar verdim. Büyük bir insan olmak her şekilde bizi daha da zorladı. Düz mantık bazen en iyisidir. Sorunu derinlerde aramayı ne düşündüğünü dile getiremeyen felsefenin anti-berrak sikiklerine bırakıyorum. Ben dümdüz gitmeyi daha makul buluyorum. Savaşmak istemiyorum. Kaçmak istediğim yer karanlık ve sessizliğin telkinleriyle beni gerçek gerçekliğin koynunda uyutacak bir diyar. Sahiden hiç konuşmadan tek bir kelimeyi dahi zayi etmediğimiz bir yuva bulabilecek mi bedenlerimiz. Endişelerimin asıl nedeni ruhumun vereceği kaybı en aza indirgemek. Gitmek fikrinin kendisi dahi bir belirsizliğin sonucu olabilir. Kerouac yanılmış olabilir,o kadınları ve uyuşturucuyu mu buldu sadece. O sadece jazz mı dinledi, yoksa seviştiği yoksul rençberin traşsız vücudu çok mu şifaiydi bilinmez ama gitmek biraz da terketmektir. Bırakmak ve vazgeçmek...

"İntihar" insanın her gün dikkate alması gereken bir seçenektir. Ölmek bu kadar kolay olmasaydı yaşamak da bu denli zor bir uğraş haline gelmezdi diye düşünüyorum.


Burak Dikoğlu


Pazar, Ekim 06, 2013

Kolay yazılmıyor gerçeğin duası

Keşke şarkılar kadar basit olsaydı yaşamak; tekrarlardan ve kafiyelerden oluşsaydı hayat. Bağımsızlık yemini etmiş saçmalıklar birbirini tamamlamış olsaydı. Yazmak hiç bir kötü hatıraya benzemiyor şimdilerde. Kırmadan dökmeden yazmak. Geçmişi hatırlamadan yazmak. Sıfırdan başlayarak yazmak. Tutarsızlık olurdu işin açıkçası basit bir şarkıdan bile daha tutarsız. Parmaklarındaki kokuyu anımsamadan yazmaya yeltenmek ne hata tütmeden bilmiyor insan yangının acısını. Bilmiyorsun dostların dost, sevgilerin sevgi, varlığın varlık olduğunu. Senin zerdüştünü bağrına basan dağları unutamıyorsun. Yukarıdayken aşşağılığı, yokluk çekerken ziyankarlığı garipseyen basit uygarlığı yazmadım. Yazamadım kendi yalanlarımı meşru kılacak hiç bir satırı. Aidiyeti,aileyi,aşkı beceremedim kabul ediyorum. Hayatın tam ortasında tam yirmi yedi yaşımda ne yapmayacağımı öğrendim. Öldürmeyeceğim. Savaşmamaya karar verdim. Alışkanlıkları ve hakikatiyle yemek yapabilmeyi öğrendim;baharatların dilini bu hayata keyif veren maddelerin varlığinı ve yoksunluk çekmeyi öğrendim. Hayatın tam ortasında ne yapmam gerektiğini öğrendim. Bedenime fazlasını aklıma hatıraları kalbime şimdiyi vermem gerektiğini öğrendim. Acıyı nasıl hissetmemiş olabilirim inanamıyorum bunca zaman yaralarıma kabuk veren doğaya hürmet etmeyi öğrendim. Zamanla geçer denen her yaranının zamanla kaybolan şifasından öğrendim. Her şey gelip geçiçi özellikle de insanlar. İnsanlar tessüri bir fantazinin ürünü olabilir,insanlar duyguların vücut bulmuş halleri bir günahın yedivereni. İnsanlar gelip geçici. Yalan söyleyenleri,dans edenleri,sevişebilenleri bir pazar yerinin çeşit çeşit meyveleri bile olabilirler.Her şeyden önce tümü tüm bu duygular,savaşlar,ideolojiler, insanlar gelip geçici her şey gibi sen gibi ben gibi. Duygular gibi. Kelimeler bir göz yaşının yanında Allah'tan daha gerçekçi oluverir avuntu istersen.

Merhametin zehir çekirdekleri ve şehvetin büyülü tozlarının kıyasıya yarıştığı ve sloganlarca masum çocucuğun ölümünü gördüm bu zavallı çağda. Hastalıkların marketlendiği,yalnızlığın hiç hissedilmediği bir bilim çağı. Nereye gittiğini bilmediği aminlerine güvenen diyen dört buçuk milyar tragedyaya ayrı ayrı şükürler olsun. Kolay yazılmıyor gerçeğin duası. Tam ortasında kalmak istiyorum bu hayatın ne bir adım yukarı ne bir adım... Ne yalvarmak ne şükretmek tek istediğim daha fazla gerçek. Büyüttüğüm bunca şiir bunca methiye vicdanıma yük oldu. Sihrinden gizeminden esrarından vazgeçtiğim bunca sevdadan bunca yanılgıdan bunca beyhude uçurumdan sonra o güzel saçlarından sonra bir leylak bir çiçek kokusunda ömrüme ömür kattığım hayatımın tam ortasında bir roman yazmaya karar verdiğim daktilomun başındayım. Konuya hakim olmak gibi bir derdim vardı atlattım. Ne bir becayiş ne bir dizgi aklım olması gerektiği yerde kalbim parmak ucunda atıyor. Annemi ve aklımı kaybetmek üzereyim. Artık hiç bir şey olması gerektiği gibi olmayacak. Karşısında paranın,kas gücünün,ihanetin,alışkanlığın,zayıflığın,sığınmanın,kariyerin-etiketin,şehvetin,merhametin duramayacağı şey her neyse.

Ben hiç bir zaman olmadığım yerdeyim. Hiç bir zaman olmayacağım kadar gerçek,gerçek kadar göreceli,duygular kadar esir,mezarlar kadar kalabalık. Dilsiz bir ritüelin kabulü olsun istiyorum bu yazdıklarım. Bu benim tanrıya inanma şeklim, acı çekmeseydim ve bundan haz duymasaydım yapamazdım. Kudüs'ten bacaklarımın arasında dolaşan nefese kadar gerçek ve savunmasızım. Bu zırh hep gerçeğin ışığında parlasın bu kulaklar bu eller. Benim savaşım kendimle ben olmayanı arıyorum.


Burak Dikoğlu