Beydağı...
Beydağı... ...ve kabul görmüş bunca beyhude düş içinde bunca kar bunca kıyamet çokça istikraz ve karşılığında yeksan olmuş iraden ile sürüyorsun kendini kaynağa. Kavgayı dövüşü unutmuş;secdesi rükusu bir yana duası hayli de bedduasıyla karışıyorsun caddesine sokağına. Merhameti yok kentlerin acıması var kıyasıya kendi düşkünlüğünün aksine. Bir göl kıyısında kayıp mektupları arıyorsun. Suya vuran yüzün kıyasıya kendine hayran hala başını kaldırıyorsun öteye, beyaz atların sürüldüğü çiğ tutmuş kırlar uzayıp yitiyor usulca. Çocukluğunu hatırla buz tutmuş kirpiklerinle koşturuyordun bölünmemiş yollarda. Mevsimler otobanlar heyula gibi dikilen beton binalar harcadın. Onlar gibi. Tıpkı onlar- Kelimeler de burada bitmiş izlerini yıllardır sürdüğün peşinden oradan oraya savrulmuş kaybolmuş -nafile arayışın zemheri kasırgaların öldürmemiş de - mekanik lodoslara boyun eğimişsin. Birden bitivermiş serpilen güzelliğin ne çare! Ruhun şifa üflemiyor mu açılan yaralarına. Kokusu geliyor ...