Kayıtlar

Beydağı...

    Beydağı... ...ve kabul görmüş bunca beyhude düş içinde bunca kar bunca kıyamet çokça istikraz ve karşılığında yeksan olmuş iraden ile sürüyorsun kendini kaynağa. Kavgayı dövüşü unutmuş;secdesi rükusu bir yana duası hayli de bedduasıyla karışıyorsun caddesine sokağına. Merhameti yok kentlerin acıması var kıyasıya kendi düşkünlüğünün aksine. Bir göl kıyısında kayıp mektupları arıyorsun. Suya vuran yüzün kıyasıya kendine hayran hala başını kaldırıyorsun öteye, beyaz atların sürüldüğü çiğ tutmuş kırlar uzayıp yitiyor usulca. Çocukluğunu hatırla buz tutmuş kirpiklerinle koşturuyordun bölünmemiş yollarda. Mevsimler otobanlar heyula gibi dikilen beton binalar harcadın. Onlar gibi. Tıpkı onlar- Kelimeler de burada bitmiş izlerini yıllardır sürdüğün peşinden oradan oraya savrulmuş kaybolmuş -nafile arayışın zemheri kasırgaların öldürmemiş de - mekanik lodoslara boyun eğimişsin. Birden bitivermiş serpilen güzelliğin ne çare! Ruhun şifa üflemiyor mu açılan yaralarına. Kokusu geliyor ...

Çöl

bir taş atmak gerek bazen hafif sektirip  olabildiğince uzağa yükünden gocunur gibi,  içinden söker gibi kelimesiz anlamları kovalar  anlamsız kelimelere yüksünür gibi. "Evvela seni cümle içinde kullanmayı terk ettim.  Sonra önüne benzersiz sıfatlar, ardına yakışıksız imalar ekledim.  Herkesleştikçe kolay oldu içinden çıkması.  İtip bıraktıkça aldanışı uykunun uçurumlarına belli belirsiz çığlıklarını,  yele karışıp kurudu göğsümde.  İçtim kana kana. Kuruyan göğsüm yeşersin diye.  Zamanı içtim ömrümü tüketir gibi  her gece her sabah.  düşkün gözyaşlarını zapt ettim.  Aynada harcadım aksimi.  Kumdan gelip toprağa gidecek ruhu çürüttüm.  Binaenaleyh söz bitti, anlam yitti.  Gece anlamsız gündüz ışıksız kaldı.  Nihayet sen sana benzeyen ilahların ilki olarak kaldın.  Ancak yüzüne benzeyen bir semanın altında diz çökerdim, o gün de geldi." bir uyku gerekmiş meğer  her şeyi unutup bir hiçmişçesine hakika...

Uete

         Uete mevzi gerisine çekilmenin nihayet kahramanca olduğunu anladı. Arada kaçmak fikrini aşağılık faydacı tavrıyla onore ediyor bazen kalıp savaşmak onu hikayenin falanca kahramanı olacağına ikna ediyordu. İçindeki keder tarafından kuşatılmış ve üzerindeki ölü toprağı yetmezmiş gibi bir de şu beton imparatorluğunun nevrozunu taşıyordu. Kabuğu kıracak içten gelen bir diriliş hareketi arzuluyordu. Kaynağı hissediyordu. Eylemsiz olması hiçbir şey yapmadığı anlamını taşımadı aksine arzuluyor hissediyor ve duyumsuyordu. Çivi çakması eylemdi asacak tablosu olmasa da. Ez cümle; zerresinde tin bulunmayan her doğru hareketin sanata dönüşeceğine olan sarsılmaz güven, onu yaşamanın anlamını sorgulayacak ızdıraptan azad etmişti.  Doğru zamanın geleceğine olan inanç onu normal yapmıştı. Bekliyordu sebatla k aranlıktan gelecek ışığı.  Masalı şöyle başlıyordu; 'Ne olursa olsun iyilik herkesin üstüne, kötülük peşinde koşana olsun. Gerçek eğilmesin. Bükülmesin....