Pazar, Ekim 06, 2013

Kolay yazılmıyor gerçeğin duası

Keşke şarkılar kadar basit olsaydı yaşamak; tekrarlardan ve kafiyelerden oluşsaydı hayat. Bağımsızlık yemini etmiş saçmalıklar birbirini tamamlamış olsaydı. Yazmak hiç bir kötü hatıraya benzemiyor şimdilerde. Kırmadan dökmeden yazmak. Geçmişi hatırlamadan yazmak. Sıfırdan başlayarak yazmak. Tutarsızlık olurdu işin açıkçası basit bir şarkıdan bile daha tutarsız. Parmaklarındaki kokuyu anımsamadan yazmaya yeltenmek ne hata tütmeden bilmiyor insan yangının acısını. Bilmiyorsun dostların dost, sevgilerin sevgi, varlığın varlık olduğunu. Senin zerdüştünü bağrına basan dağları unutamıyorsun. Yukarıdayken aşşağılığı, yokluk çekerken ziyankarlığı garipseyen basit uygarlığı yazmadım. Yazamadım kendi yalanlarımı meşru kılacak hiç bir satırı. Aidiyeti,aileyi,aşkı beceremedim kabul ediyorum. Hayatın tam ortasında tam yirmi yedi yaşımda ne yapmayacağımı öğrendim. Öldürmeyeceğim. Savaşmamaya karar verdim. Alışkanlıkları ve hakikatiyle yemek yapabilmeyi öğrendim;baharatların dilini bu hayata keyif veren maddelerin varlığinı ve yoksunluk çekmeyi öğrendim. Hayatın tam ortasında ne yapmam gerektiğini öğrendim. Bedenime fazlasını aklıma hatıraları kalbime şimdiyi vermem gerektiğini öğrendim. Acıyı nasıl hissetmemiş olabilirim inanamıyorum bunca zaman yaralarıma kabuk veren doğaya hürmet etmeyi öğrendim. Zamanla geçer denen her yaranının zamanla kaybolan şifasından öğrendim. Her şey gelip geçiçi özellikle de insanlar. İnsanlar tessüri bir fantazinin ürünü olabilir,insanlar duyguların vücut bulmuş halleri bir günahın yedivereni. İnsanlar gelip geçici. Yalan söyleyenleri,dans edenleri,sevişebilenleri bir pazar yerinin çeşit çeşit meyveleri bile olabilirler.Her şeyden önce tümü tüm bu duygular,savaşlar,ideolojiler, insanlar gelip geçici her şey gibi sen gibi ben gibi. Duygular gibi. Kelimeler bir göz yaşının yanında Allah'tan daha gerçekçi oluverir avuntu istersen.

Merhametin zehir çekirdekleri ve şehvetin büyülü tozlarının kıyasıya yarıştığı ve sloganlarca masum çocucuğun ölümünü gördüm bu zavallı çağda. Hastalıkların marketlendiği,yalnızlığın hiç hissedilmediği bir bilim çağı. Nereye gittiğini bilmediği aminlerine güvenen diyen dört buçuk milyar tragedyaya ayrı ayrı şükürler olsun. Kolay yazılmıyor gerçeğin duası. Tam ortasında kalmak istiyorum bu hayatın ne bir adım yukarı ne bir adım... Ne yalvarmak ne şükretmek tek istediğim daha fazla gerçek. Büyüttüğüm bunca şiir bunca methiye vicdanıma yük oldu. Sihrinden gizeminden esrarından vazgeçtiğim bunca sevdadan bunca yanılgıdan bunca beyhude uçurumdan sonra o güzel saçlarından sonra bir leylak bir çiçek kokusunda ömrüme ömür kattığım hayatımın tam ortasında bir roman yazmaya karar verdiğim daktilomun başındayım. Konuya hakim olmak gibi bir derdim vardı atlattım. Ne bir becayiş ne bir dizgi aklım olması gerektiği yerde kalbim parmak ucunda atıyor. Annemi ve aklımı kaybetmek üzereyim. Artık hiç bir şey olması gerektiği gibi olmayacak. Karşısında paranın,kas gücünün,ihanetin,alışkanlığın,zayıflığın,sığınmanın,kariyerin-etiketin,şehvetin,merhametin duramayacağı şey her neyse.

Ben hiç bir zaman olmadığım yerdeyim. Hiç bir zaman olmayacağım kadar gerçek,gerçek kadar göreceli,duygular kadar esir,mezarlar kadar kalabalık. Dilsiz bir ritüelin kabulü olsun istiyorum bu yazdıklarım. Bu benim tanrıya inanma şeklim, acı çekmeseydim ve bundan haz duymasaydım yapamazdım. Kudüs'ten bacaklarımın arasında dolaşan nefese kadar gerçek ve savunmasızım. Bu zırh hep gerçeğin ışığında parlasın bu kulaklar bu eller. Benim savaşım kendimle ben olmayanı arıyorum.


Burak Dikoğlu

Hiç yorum yok: