Pazartesi, Ekim 07, 2013

Kolay mı?

Karanlıktan korkulmaması gerektiğini söylemişimdir hep. Bütün kusurlarımızı örten tahammülü artıran karanlıktan bahsediyorum. Şu spot ışıklarıyla aydınlatılmış vitrin kentleri kimi tatmin ediyor belli. Yaşamak için sadece aydınlıkta çırpınıyoruz oysa gece yaşamak her zaman daha kolaydır. Geceleri esrar bulmak kolaydır. Esrardan bahsetmek gerekirse her zaman içilmez hissedilir ve keşfedilir olmasının faydasını da göreceksiniz. Gizemden bahsediyorum saklı olandan. Az önce Tuğberk aradı yazamıyorum abi dedi. Neyden bahsedeceğini bilmeyen biri yazmamalı zaten. Yaşamadan yazmak mastürbasyonun nihai formatlarından biri değil mi? Kimse bunun aksini bana kabul ettiremez doğru olan etik olan yaşamı yazmak. Hissedilmemiş olandan ne kadar fayda sağlayabiliriz ki zaten. Kadınları da konuştuk sonra. "Arada bir sikişiyorum"a getirdi lafı. Onun adına üzüldüm henüz On sekizinde bir genç için fazlaca kopmuşluk bu hayattan. Yirmi beşine kadar peygamber olmazsa cesedini bar tuvaletinde bulabilirler bir gün. Ona da bahsettim Pasifik hayalimden. Gitmek istediğimi söyledim. O da siklemedi tabi. Mutsuzluğuma bu kadar alışmış olmak bile beni mutlu  ediyor şimdilerde. Daha mutsuz ya da daha az mutsuz olabileceğime inanmalıydım halbuki. Hayatın tam ortasında durdum. Gitmeliyim. Bir ağacı olan bahçenin, bir evde bir penceresinde kucak kucağa şarap içeceğim dişiler de olabilir. Prag'a nokta nokta hanım efendiyle gidebileceğimi düşünmüştüm.CupCake yapacaktık başka planlarım da vardı. Şimdilerden onunla pek konuşmuyoruz muhtemelen korku onu daha da bağlamıştır sevgilisine.Benim de bir sevgilim var fakat gitmek düşüncesi çekici ve korku dolu olabilir,bu hisse de güveniyorum açıkçası. "Gerçek bir korkuyu ancak cesur insanlar hissedebilir" diyordu Romalı bir general. Sevgilisinden ayrıldığı gün bana geleceğini biliyorum. Çünkü o da korkunun tadını biliyor,tadmak istiyor. Geleceğini biliyorum ama onu terk edeceğimi de. Aslında haber vermek istediğim tek bir kişi var. Çok özlüyorum ama affedebileceğimi sanmıyorum. Affedilecek hiç bir şey yapmamış gibi görünebilir. Peki benim bu rezil hayatım istenildiği zaman girilip çıkabilecek sikik AVM tuvaletine mi benziyor! Gitmek kelimesini mızmız çocuklar gibi tekrar ettiğimi düşünüyor sanırım çevremdekiler. Mutlaka öyledir muhakkak bir çocuk yanımız vardır huysuzlanan. Peki gerçekten bizi bu dünyada rahatsız eden şeylerin başında büyümek gelmiyor mu?

İhtiyaçların, isteklerin, sorunların sonu gelmeyen kavgalar hep büyüdüğümüz için başımıza gelmiyor mu? Hayatımın tam ortasında tam yirmi yedi yaşımda bir roman yazmaya karar verdim. Büyük bir insan olmak her şekilde bizi daha da zorladı. Düz mantık bazen en iyisidir. Sorunu derinlerde aramayı ne düşündüğünü dile getiremeyen felsefenin anti-berrak sikiklerine bırakıyorum. Ben dümdüz gitmeyi daha makul buluyorum. Savaşmak istemiyorum. Kaçmak istediğim yer karanlık ve sessizliğin telkinleriyle beni gerçek gerçekliğin koynunda uyutacak bir diyar. Sahiden hiç konuşmadan tek bir kelimeyi dahi zayi etmediğimiz bir yuva bulabilecek mi bedenlerimiz. Endişelerimin asıl nedeni ruhumun vereceği kaybı en aza indirgemek. Gitmek fikrinin kendisi dahi bir belirsizliğin sonucu olabilir. Kerouac yanılmış olabilir,o kadınları ve uyuşturucuyu mu buldu sadece. O sadece jazz mı dinledi, yoksa seviştiği yoksul rençberin traşsız vücudu çok mu şifaiydi bilinmez ama gitmek biraz da terketmektir. Bırakmak ve vazgeçmek...

"İntihar" insanın her gün dikkate alması gereken bir seçenektir. Ölmek bu kadar kolay olmasaydı yaşamak da bu denli zor bir uğraş haline gelmezdi diye düşünüyorum.


Burak Dikoğlu


1 yorum:

kupakızı dedi ki...

"Peki benim bu rezil hayatım istenildiği zaman girilip çıkabilecek sikik AVM tuvaletine mi benziyor!"