Salı, Temmuz 16, 2013

Nilüfer'e Ağıt

MAĞRUR YÜZÜ
YERE YAKIN BİR PORNONUN MEVZİSİNDE;
SAÇLARINA CENNET DÜŞMÜŞ GENİŞ ACILI ANNE ADAYINA...

"Gökdelenleri romantikleri" kadar basit bir ezberimi kıymetsiz piç kurularına hibe ettiğim doğru değildir.

    Son yüzyılımdan hepinize merhaba demek istiyorum. Papyonumu şampanyasına meze eden fit ve sevimli köşk ablaları musallat oldu ve siz önayak oldunuz beni çok çok çok severek. 

Satılmışlığın pelerini milenyuma yenilmedi sevinin,mutlaka bir duvak ve frak bulunur özel günleriniz için. Acı çekmenin acı vermekten daha acı olduğu maalesef yeni anlaşıldı. "Dibe doğru uçmanın" tek handikapı hala birilerini seviyor olabilmektir. Allah kahretsin seni de en az onun kadar sevmiş olabilirim ölmedik yaşıyoruz çok şükür isyan eder gibi! 

Allah kahretsin bugün bir şarkı açtım başıma olmadık işler geldi. Senin için salata yapmıştım,gelmedin hepsi çöpe,makarnanın sosu da acı olmuş kılıf bulmak zor bu ağır melankoliye. Allah kahretsin senin en sevdiğin şarkıyı bugün dinledim sonunda sonra müsade istedim iş yerinden, erken çıktım. Aramayacağım insanları arayıp olmayan parayı harcadım yaptım. Çay içerim diye düşündüm gidecek tek bir masum yer kalmamış.

   Uzaktan bir ses "Her şeyimi al bana beni ver"diyor. Off!

Adımlarım takılıp kalmasın diye gözlerimi yere indiriyorum. Aynı şarkı beni mahalleye kadar takip etmiş kapıyı açıp içeri giriyorum evin dört duvarında Nilüfer'ler açıyor.

   Vicdanımı ömür borçlu olduğum anneme miras bırakıyorum kafama sıkmaktan başka çarem olmalı. Sadece bir gün daha,tek bir gün daha güzel geçebilir. Bunun için yaşıyoruz öyle değil mi?

   Gem'e vurgun gururum ben çok küçükken kırılmaya başlamış hala ayrışıyor kalbimden kuşluk tadında bir telaşla. Artık gurur duymuyorum, çünkü kendime çok önem veriyorum. "Tanrım" seni artık daha yakından görmek istiyorum bu kadar resmiyete ne gerek var bak ben indirdim zırhımı.

   Anne istersen sen de beni affetme...

   Sen de bağışlama Müslüm baba ne iyi bir "evlat" olabildim ne de baba. 

Olamadım,sevemedim sevildiğim kadınların sevgisini. Yastığımı, kültablasını ve gömlek yakalarımı hep temiz tutarım alışkanlık edindim. Kendime yakışanı yapıyorum. Ağlıyorum da ama pek güzel durmuyor üstümde ve sen hala evlenebilir gelinlik giyebilir duvağını masumca açtırabilir kravatını usulca çözer ve ayakkabılarını muntazam bir biçimde eşiğin ortasına koyabilirsin. Devlet nikahıyla tescil edilmiş ülkeyi oluşturan en küçük kurumu temsil ediyorsun. Bu alkışlar hep senin için.

   Rakı içen onca zavallının unutmadığı tek aşkların öyküsüne eyvallah. Eyvallah gözlerin kapatıldığı ilk aşklara. Ben merak ediyorum özellikle ben; unutulmaz sanılan  aşkların üzerina kaç posta gidildi. Kaleminiz kaç defa bitti, kaç rulo kağıt; beş para etmez bir götün pisliğini temizledi.!

Adalet terazisi kaç defa körpe tecavüzlerinin ciğerini temize çekti.

"Tanrı istemezse yaprak düşmez" mi?

   Deniz kokan bir yatakta gel-gitler içinde saçlarına tutunuyorum boğulmamak için bağışlamadığın günahlarımdan.
Yani..

"Yıkıldım sevgilim,inanır mısın"

http://www.youtube.com/watch?v=lLk2yFWGIjU

Burak Dikoğlu


1 yorum:

Zeki Başol dedi ki...

Tanrı bu yazıyı okumamı istedi...