Perşembe, Mayıs 09, 2013

Mektup mail

Sadece kendisi için savaşan bir kahraman olmak istemiyorum. Kaderini değiştirebileceğim insanları görmezden gelemem. Benim ayak bileklerimde ki kuvvet ne kemiklerimden ne de kanımdaki tanrının küçük belleklerinden. Benim inancım ve kudretim yok olmaya. Belki de böyle olmalıydı her şey olabildiğince olmalı daha fazlasına müdahale etmeden bu kan dolu akıp ırmağa, Edgar'ın soylu fahişelerde kaybettiği cennetlerin krallığına biraz acımasızlık, biraz riyakarlık katmalı. Böyle bir manzaradan kimse rahatsız olur ki. Siz saraylarda yemek yemeyi hak ediyorsunuz, siz kadifelerde-ipeklerde sevişmeyi, rüştünüzü ispat etmek için burnunuzu kırmızıya boyamayı annenizi keser babanızı soyarsınız. İsa'nın kolları ne kadar masumsa çarmıh da o kadar masumdur bu dünya için.

"Bana bakın orospu çocukları şimdi ne gördüyseniz onu anlatın sizden sonraya" diyebilmiş olsaydı her hangi peygamber şimdi cennetin Atlantis'e bakan kıyılarında tütün sarabilirdik.

Acınız sahte,adınız sahte,suçunuz sahte,dininiz sahte,milletiniz sahte,kahvaltılarınız sahte,şaraplarınız sahte,tutkunuz sahte,şiddetiniz sahte,diliniz sahte,merakınız sahte,samimiyetiniz sahte,korkularınız sahte,aidiyetiniz sahte,yaralarınız sahte,merhemleriniz sahte,ekstazileriniz sahte,otlarınız sahte,şifalarınız sahte,kağıtlarınız sahte,zıvanalarınız sahte,delikleriniz sahte,sikleriniz sahte,dostluklarınız sahte,hayalleriniz sahte,ritimleriniz sahte,müzikleriniz sahte,şiirleriniz sahte her şey sahte ama
ANANIZIN AMI VE BANKALAR GERÇEK.


"All Along the Watchtower bitmeden kimse çıkmayacak ulan bu kerhaneden" demişti Sevgi'li kızım. Çok uzun düşünmek zorunda kalmıştım bu cümle için. Eserin bir kısmı bana aitti bu öfkenin hamurunu ben yoğurmuştum. Son cümlem olacağına söz veriyorum ayrıca böylesi bir dünya görüşü için sadece hayranlık duyabilirim. Karşılıksız en güzel aşk bu gezegenin bir bok çukuru olduğuna inanmaktan geçtiğini bir mimardan daha iyi kim bilebilirdi ki. Kim senin çürüyen yanlarından enerji elde etmek isteyebilir ki. Birbirimiz yemekten başka bir pisliğimiz yok, sabun olmakta ben bir sakınca görmüyorum.


----

Saçlarımı sevdiğin gibi kestirdiğim bir bahar mevsiminden daha merhaba sevgilim; bu satırlarım da senin güzel saçların içindir. Ben bu bahar yirmi yedi yaşında bir çocuğum. Sen o kısmı atlattın, umarım saçların da beyazlamamıştır. Vazgeçmiş, teslim olmuş, ağlamayı hatırlamış, içkiyi bırakmış, zinanın o güzel memelerinden kesilmiş, saçları beyazlamaya başlamış bir çocuk. İlki gibi bu çocukluğumda da saçlarını özlüyorum. Futbol oynamayı da. Yatak hikayelerim daha plastik. Ayak bileğim gibi kalbim de kırık olduğu için doğum gününü kaçırdım özür dilerim zaten ben en kritik pozisyonlarda golü hep kaçıran bir forvettim. Omuzladığım bunca defans ve yalandan sonra kırık yerlerimden hep yokluğun kurduna yenildim.

Ateşim çıktı,nasırlarım kabardı,aklımı çizdim kalbim çıktı yerinden sevgilim...
İstanbul önce ayaklarını yoruyor insanın gezmekle de bitmiyor nitekim. Saç diplerinden terlediğin barlar oluyor sonrasında avuçlandığın ve avuçladığın yerlerden sorumlusun bütün gece. Sonra partilerin dozu kaçıyor bir bakmışsın kasıkların alacakaranlık sabah olmuyor vicdanına. Dil altı pek işe yaramıyor ama arada şekerleme yapıyorsun. İyi geliyor uykusuzluk kalp ağrılarına idare etmeye başlıyorsun. Ben başladım iyi bir masa verdiler işe erken geleceğime söz verdim patrona. Kendimi ikiye bölüp sana verseydim bu kadar olurdu,senin uyuduğun omuz bana azap karıma huzur veriyor. Keşke o sokaktan çıkmasaydık bak İstanbul akasya çiçekleri dolu ikimiz artık bir fotoğrafa bile sığmıyoruz.

Annenlere de selam ederim en kısa zamanda gel beni öldür.

----


Burak Dikoğlu

Hiç yorum yok: