Pazartesi, Ocak 07, 2013

renk

 
   Şimdilerde ise hiç kimseyle konuşamadığımı kavga etmediğimi yürüyemediğimi hissediyorum. Bir başına bırakılmış gibi sessiz sedasız kokusuz tatsız görüntüsüz. Ve en önemlisi anlamsız. Hedefin yoksa yönün de yoktur nereye yürüyeceğini bilmeyen biri için yürümenin keyfi de yoktur. Kiminle yürüdüğünün hava durumunun da önemi yoktur sorgulamalar başlar yol üstü duraklarda. Nerede duracağını bilemeyen birisi için sevişmenin de anlamı yoktur otel odalarında. Ne kadar güzel ne kadar ilham verici olursa olsun birinin sırtından inen ter birinin dizlerinin titremesi senin için anlamsız olmaya başlar. Gerçekten bahsetmenin çok acı bir tarafı vardır bir daha asla hissedemeyecek kadar çok düşünürsünüz acınızı. Bir daha asla gülümseyemeyecek gibi hissetmek hiç bir dramanın sizi etkilemeyeceğini bilmek. Bizler takıntılı insanlarız bizler siyah veya beyaz değiliz belki biraz siyah bazıları ama asla beyaz değildir gerçekten mutsuz birinin rengi. Acı rengarenk ve saf olanın reaksiyonudur. Acı gök kuşağıdır, ışığın kırılganlığıdır. Karanlığın hissi rengarenktir bazen. Ne yana dönerse dönsün insanın acısı gölgesi gibidir sadece onu  görmek istemek yetiyor. Görmezden gelmek ahmaklığını prensip haline getiren kültürden bahsetmiyorum bile. Denize paralel dağları, sıcak denizleri, muhteşem plajları, milyon dolarları, uzun bacaklı kadınları, içimizi tamamen dolduran erkekleri, en güzel fiileri, oscar ödüllerini yüzlerce beygirlik motorları,en subliminal mesajları en minimal çizgileri en özgün fikirleri veya melodik şarkılara sahip olma ihtimalinden bahsediyorum.
Sadece bunun farkından olmayı denemek bile insanı yalnızlaştırıyor gerçek bir inanç gerçek bir fikir bizi sürükleyemeyecek kadar ahmakça. Hiç bir din insanı hissedilebilecek bir vaatle dizginlemiyor. Muğlak olana ihtiyaç mutlak olanın zayıflığının resmidir. Ben kendine yeten hiç bir güçlü insanın mutlu olduğunu göremedim diğer bütün güçsüz-güçlüler başka fikirlerin esaretinde. Ben yalnız bir dünyaya yalnız bir evrene yalnız bir tanrıya inanamam. Bizim formumuz en azından galaksinin en muhtaç varlığı. Bizim erozyonumuz yaşama dürtüsünün veya hayatta kalma güdüsünün bu kadar güçlü olmasından ötürü olabilir. Biz fazla yaşama bağlıyız ve ölümden korkuyoruz çünkü ölünce bir başka yaşama  ba's'a ( Kuran 7/1,7) Yuhanna'ya (3,7) ve her kitapta başka bir anlatım bozukluğuyla karşı karşıyayız. İnsan ölüm korkusu olmayan bir element olsaydı peygamberlere gerek olmayacaktı. İnsan korkak olmasaydı ırkını korumaya çalışan sürü olmayacaktı. Millet olma hissini yaşayan bir su samuru yoktur ancak biz avlanıp avlanılmayan tek varlık olarak; hepimizi protein kokteyli yapıp birbirimize yedirmeye başlayınca kadar biz bu dünyayı bataklığa çevireceğiz. Düşünüyorum acaba herhangi bir biçiminde hata mı var yaşamımın. Yanlış mutluluklar mı seçtim. Yanlış ailede mi büyüdüm yanlış okul yanlış takım yanlış kaleye mi gol attım hep. Bu kadar kötü ve yanlış hissediyorum. Yanlış diplomayı mı aldım yanlış gömleğimi giyiyorum her defasında. Yanlış kadını mı sevdim yanlış kadınlar mı seviştim. Yanlış ülke de mi doğdum yanlış ayakkabı? Bu kadar yanlış yapmış olamam bu tümüyle başarısızlık olur tek bir hata beni bu hale getirmiş olamaz ben bu kadar mübala edemem acılarımı. Ya tümüyle yanlışsa bunlar; his doğru yaşam yanlışsa, belki de bir antilopun ruhu bende canlaşnmıştır böyle demiyor mu kitaplar mahlukat isem insan olmak zorunda mıyım. Ben bu evrende bir kum tanesiysem eğer bir gün mutlaka bu düzeninizin çarklarında sıkışacağım kum tanesiyken bile bu kadar sorun çıkarıyorsam kendime sizin ne kadar güçlü esaretin tesirinde nasıl bir düzene alete olduğunuzu anlatamayacak kadar uzak kalacağım size. Hiç bir zaman anlaşamayacak hiç bir zaman mutluluklarını paylaşamayacağım. Bunun için önce kendi adıma sonra sizin adınıza üzgünüm. Ama en çok da sizin için çünkü bu çark beni mutlaka ezecek ve ben sizin korkularınızın beyhude olduğunu en azından anımsatacağım.


Ben sizin dünyanızın rengiyim düzenin farklı bir parçası düzenin yanlışı benim.



Burak Dikoğlu


Hiç yorum yok: