Pazartesi, Kasım 05, 2012

Rayiha



        Uğultunun olmadığı bir gökyüzü altında paltomu giymeyi hiç düşünmezken yakalarını dahi boynuma yaslayacak kadar üşüyorum. Bu alaca karanlık yorgan altında griye çalmış gökyüzü şehirden uzaklaştıkça huysuz bir hayvan gibi etimi titretiyor. Defalarca sigara yakmayı düşündüm son kibritimi bir ayaz meltemine yitirmeyi hesap etmeden. Okuyamadığım kitapları ve sahip olamadığım kadınları düşündüm arsızca. Hayal kurmanın zor olduğu bu kenti sana emanet ediyorum şimdi. Ben; bir rüyanın sıcaksızlığında ve mavisiz bir yanılgının koynundayım.. Burada şafak vakitleri bir hayli uzun. Sana yazmak için dinginliğe kavuşmuş binlerce dakikam var. Beni hayatındaki en muhteşem hata olarak anımsamanı istiyorum hala. Keskin ve mağrur konuşmalarına devam et hiç susmayacak gibi. Senfoniyi siktir et. Tiradı unutma. Beyaz bir tül boynuna çok yakışacak eminim ve yüksek karatlı bir aldanışın olacağını ikimiz de artık daha iyi biliyoruz. Mutsuzum diyemeyeceğin kadar uzağım artık sana. Bir okyanus ne işe yarar biliyor musun? Bir okyanus saatlerce sızlanmadan güneşi doğurur. Mavi burada söz birliği etmişçesine inatçı. Dalgasız ve hür bir sensizlik,artık kalbimi kıracak rüzgarlar okyanusun enginliğine karışıyor ses çıkarmadan. Kalbimi kıracak telefon numaraları ve adreslere ulaşamayacak kadar uzak tutuyorum ruhumu gövdenden. Gidiyorum. Beraber izleyemediğimiz filmleri ve kutlayamadığımız doğum günlerinin üzüntüsünü bir kenara bırak. Ben senden kaçarak kendime kötülük ettim biliyorum. Biliyorum mutlu olacaksın,senin mutluluğuna hizmet etmek için gidiyorum. Mutlu olacağım demedim, gitmek zorunda olduğum için gidiyorum. Bir davranış gibi değil bir alışkanlık gibi gövdemi gövdenden uzak tutmak için gidiyorum. Durduramadığım bu dünyadan bir başka bir başka dünyaya gidiyorum.

Seni seviyorum…



  Seni seviyorum çünkü bu önüne geçemediğim eski bir alışkanlık. Seni sevmeden kendimi sevemiyorum. El yazımı sarhoşluğumu. Şiirleri sevmiyorum,maviyi. İçinde senin olmadığın bu şehrin mavisini sevmiyorum. Ben seni daha çok sevmek için gidiyorum. Tükenmekten vazgeçtiğim için. Hala kurtarabileceğim bir parça masumiyet ve naifliğim olduğu için seni İstanbul’a emanet ediyorum. Tüm o sahte beyazlıkların uyuşturucuların, rakının, gelinliklerin, masa örtülerinin, şekilsiz gök delenlerin ve kan tutmayan mendillerin şehrine emanet ediyorum. Onurunu kaybetmiş beyaz gömleklerin kollarını kabullenişini görmek istemiyorum. Seni cehenneme dek affedemeyeceğim uzaklığa gidiyorum. Ben maviye gidiyorum seni daha çok sevmek için seni unutmamak için. Rayihanı amber bildiğim tılsımı yitirmeden, gidiyorum. Gecemi örtmesin diye günahlar,yalanlar söyleyemeyeceğim lisanlar öğreniyorum. Bir okyanusun sırtına yaslanıp uyumak istiyorum. Bu dar boğazın ve zengin mollaların sokaklarını terk ediyorum. Yanımda bir saç telin ve bir fotoğrafını  götürüyorum. Galata yangınından kurtarılmış bir eski bir fotoğrafını. O beyaz yalanının içinde görüyorum seni,mutlu gibi gülümsediğin bir karede sağlıklı çocuklar büyütecek yalanlarını. Onlara hiçbir masaldan bahsetmeyeceğini biliyorum. Onların da gitmesini istemiyorsan. Ben;seni yaşayamadan seni daha fazla hayal etmek için seni terk ediyorum. Adını kimsenin bilmediği topraklarda sarhoş olacağım. O narin gururun incinir mi bilmiyorum ama seni tanımayan insanlara böylesi bir masalın yaşandığını anlatmaya gidiyorum. Tüm bu hikayeyi beyaz perdede tanıdık bir sahnede görüp izlersin diye umut ediyorum.

Seni seviyorum…





        Seni seviyorum çünkü yazdığım her satırın arasında senin ismini fısıldıyor içim. Seni seviyorum çünkü başka hiç kimseyi sevemediğimi biliyorum. İsminin geçmediği birkaç damla göz yaşını mazur görüyorum, senin için ağladığım hiçbir gecenin sabahını  yaşayamadım ben. Bir başkasını suçlayamam. Hayatım için ne kadar ağladıysam senin için de o kadar ağladım. Bir diğeri ise seni; seviştiğim her kadının masumiyetine hapsettim. “Kimi sevsem sensin hayret”. Şimdi “Laleliden dünyaya giden bir tramvaydayım” Yetmediğim her an senin adına bir şiir koydum cebime. Yol aldım, gam aldım, dem aldım ben; bu şehirden gidiyorum. Gidiyorum ve seni sevdiğim hiçbir andan pişman olmadan kendimi eze eze,seni öpe koklaya cam kenarı bir sensizlik sahibi oluyorum. Avuçlarım kanaya dek yazsam bile, dizlerim kanayana dek sürünsem bile, gözlerim dağlanana kadar ağlasam bile gidiyorum. Tek bir saniyesinden pişman olmadığım bu yükü sırtlanıp bir Ada vapuru gibi vakur ve ikrarla gidiyorum.

Seni seviyorum…



       Seni seviyorum çünkü daha iyi bir şey yapamadım. Yaşamımdaki en iyi şey buydu. Kim bilir belki bundan daha fazlasını yaşayan mutlu yuvalar vardır ve penceresinden saksılar olan mutlu aşklar. Ama biz seninle beraber olamazdık ,olamadık, olmamalıydık da. Bana bu aşkı ve acıyı yaşattığın için müteşşekirim. Gidiyorum çünkü senin sevdan  bu hududu aşacak kadar dik başlı ve acımasızdı.  Bunu yaşadığım için mutluyum,mutlu değil de onurlu. Seninle gurur duyuyorum çünkü kimse senin gibi acısını kalbine göme göme ve benim gibi göğsüne siper ede ede mutsuz olmadı. Hiç kimse ve de hiç kimse her sigaranın bitişinde aynı acıyı hissetmedi. Her engeli aşacak kadar engin ve güçlüydü hayallerimiz. Her zaman bir planımız vardı seninleyken, mutlu olmak için hep bir peri masalı taşıdık omuzlarımızda. Günahı varsa benim yoksa sevabı dahi senin olsun seni çok sevdim gündüz yüzlü kızım.

Bu mektubu ilk öpüştüğümüz rıhtımdan adresine postaladım. Eline geçtiğinde okursun bilirim. Artık “beni güzel hatırla” Cismimi, gözlerimi, saçlarımın karasını, hatta o masum öpüşmeleyi dahi unut. Adımı gövdenden eksik etme seninle yaşayacak bir tek onu bırakıyorum sana.

Ve seni seviyorum. Çünkü bu dünyada yapabileceğim en iyi şey buydu.

Gidiyorum seni daha fazla hayal edebileceğim için mutlu ve huzursuz.


Burak Dikoğlu

Hiç yorum yok: