Çarşamba, Mayıs 09, 2012

Papyon 2

papyon 2

Deniz yakın olmalı bu lanet yer, burnumu sürekli rahatsız eden yosun dolu bu rutubeti tanıyorum. Bu şehrin nasıl koktuğunu biliyorum. Büfeden sigara ve sakız almalıyım. Çünkü berbat kokuyor ağzım ve kupkuru boğazım. Sakız çiğnemem ve sigara içmem gerektiği gibi bu şehirde her şeyden önce işkembe gibi bir mideye sahip olmamız gerektiğini de biliyorum. Sevişmek için iri bir penis veya pembe bir vajinaya değil esaslı bir mideye sahip olmamız gerektiğini de biliyorum. Şarkıların anlamını yitirdiği binlerce cover yüzünden artık titreye titreye öpüşebileceğimiz B.Bardot posterleri yok. Nina Simone ve Esengül öldü. Bu dünyada ölümsüz olması gereken her ölümsüz öldü. Ki göreceksiniz zamanı geldiğinde tüm tanrılar gökten indirilip giyotinle muhatap edilecek karanlık çağın bitişini işaretleri gibi…! Ağzım otuz dört tane lağımın döküldüğü bir nehir olabilir ama sadece konuşacak,anlatabilecek tek bir deniz biliyorum Türkçe..! Neyse bu muhitten uzaklaşmalıyım sanırım etrafımdaki herkes bu şehre baktıklarından daha iğrenç imalarla süzüyor beni. Bu takım elbisenin kimin tarafından dikildiğinin kuru temizlemede nasıl yıkanması gerektiğinin önemi yok  çünkü cüzdanımı alıp mahallenin ağır abisine sunulacak kadar parlak görünüyorum. Elimi belime atıyorum bir zamanlar silah taşırdım ki sanırım bu egomla beraber onu da parçalayıp dolabımın derinliklerine gömdüm. İnanmak çok önemli bizim öğretilerimize göre aksi olursa toptan aklımı kaçırmak yerine bütün dikkatimi yaşadıklarımın olumlamasına topluyorum. Kafamın içinde kurduğum biz kurt kapanı var ve güneşin doğuşundan sonra kanamaya başlıyorum. Kendi kendini yaralamaya bu kadar müsait bir hayvan daha bulamazsınız bu şehirde. 20’li yaşlarımdan önce idrak ettiğim ne varsa bir çırpıda harcıyorum. Her gece ve  her sabah kafamın içine soktukları bu yargıları aşağılıyorum. Daha fazla erkek olmam gerekliydi boktan kırmızı bir paketinin içindeki 20 adetten birisi bu yaşadıklarımı yapış yapış olana dek anlatmam için tütmeliydi ağzımda. ” Ayakta duruyordu ve iç çamaşırı giydiği siyah elbiseye rağmen cam duvardan gelen dolunay ışığıyla beynimin içindeki tüm süper kavernöz yapıları uyarıyordu.” Tam olarak böyle miydi ya… İğrenç halbuki akşam babama bir meyhanede rakı içeceğimi söylemiştim. Bir önce ki akşam da anneme de tek kişilik bir tiyatrodan bahsetmiştim. Bu şehir tamamıyla bir mide bulantısı bu şehir her gece beni yatağımdan kaldıran bir hastalık. Bu takım elbise bir ilaç daha fazla iğrençleşmemek için bir ilaç. Jiletle tıraş edilmiş sevişmeler yerine lazer epilasyonunun faydalarını görmem için bir ilaç Bir kolaylık dokunduğum yerlere kusmamak için bir nimet bu slim fit iki düğmeli ceketin getirisi. Ucuz gitarist isyanlarını dinlemek için biradan kokuşmuş bir nefesi çekmemek için bir kısa yol. Muhteşem bir takım elbise. Muhteşem dikişler ve kola yakalı bir özgürlük. Papyon takmadım sanırım ama olması gereken bir aksesuardı… Yürümek ve düşünmek aynı anda uygulanması gereken bir tedavi yöntemi geçmişi hatırlamak için. Ve yeterince masum çocukluklar geçirdiyseniz günah çıkarmak, tövbe etmek, ve bilumum arınma gösterilerinden daha fazla etkili. Yürüyorum şimdi.Güneş; ısıtmaya başlarken, harareti düşüşe geçen kutsal çıplak vücutlar ve alarm sesiyle bir geceye daha hazırlanması gereken şehri ayakta tutan garibanlara eksik etek bir şarkı gibi. Isınmıyor aksine üşüyorsunuz ve ne kadar kaliteli olursa olsun ceketiniz bit pazarı parkası kadar etmeyen en ufak sıcaklık yürümüyor yürümekten imtina eden yorgun bedeninizin etlerine. Ne zaman bu kadar sevgiye muhtaç oldum bilmiyorum ama kaçtığım tek şey o değil. Tuzaklardan,takım elbiselerden, pastanelerden ve cep telefonlarından kaçmam gerekti. Kolay ulaşılabilir olmak bu dünyanın sihrini bozuyor ve hiç bir masal inandırıcı gelmiyordu. Sanki tüm tarih yalanmış gibi, hükmeden kim varsa her şeyin anlaşmalar ve savaşlarla olduğunu dikte ediyor bence. Toplumun güdüsel mekanizması hiçbir provokasyonun yüce politikasının altından kalmıyordu. İnsanlar tüm ideolojilerin üstünde gelişmelerini devam ettiriyor. İnsanlar ahlakın,dinlerin,felaketlerin ve siyasetin üstesinden gelecek şekilde uçmaya devam ediyordu. Müzikler,kitaplar sanatın envayi çeşidi çığır filan açmıyor zihinsel tatmine ulaşmış beyinlerimiz yeni anlamlar ve manzaralar buluyordu. Bu ufuklar yelken açan ilericiler ya ikon ya da küçük birer tanrı oluyordu. Ve ne yazıktır ki bunları yapan tüm canlılar uyuşturucu kullanıyor ve empoze edilen duruşların dışına çıkıyordu. Gerçek efsane olanlar toplum içerisinde kendi tebaalarını ve düşünsel sistemiyle başa çıkabilen bireyler şekillendiriyordu. Bunları toplamı dinsel ve tinsel liderlerin yapmaya çalıştığı şeylere benziyordu. Herkes insanları bir şeye inandırmak zorunda hissediyordu herkes önce peygamber sonra tanrı olmak istiyordu. Tanrıyı hepimiz merak ediyorduk çünkü –bu yüzden bu kadar çok şey istiyorduk- anlamsızlık ve var olmamızdaki tesadüfe inanmayacak kadar sevgiye ve tutunmaya bağlı olmaksızın eviriliyorduk. İnsanlık başta ben olmak üzere kafayı yememek istiyordu. İşte gerçek bu. Gerçek anlam bu. Korunmamızdaki uhrevi şey bu. Eğitim sistemi ve mesailerdeki asıl amaç bu. Az düşünmek az evirilmek bu hız midemizi bulandıran gerçek mikrop. En uzak durmamız gereken  yer beynimizin kıvrımlarıydı ve ben her gün olta atıyordum bir çıkmazında zihnimin. Asıl sorun lanet papyonumu nerede unuttuğumdu. Bütün bu düşünceler lanet bir papyon yüzünden olamayacak kadar genişti. Sabah uyandığım evde olmadığına eminim peki bu cep telefonuma gelen resimli mesaj zımbırtısı da ne olduğunu açıklamaya yetmiyordu. Biri benimle oyun oynuyor gibi. Kırmızı bir koltuk üzerinde beyaz bir papyon ve bir adet kırmızı sutyen duruyor. Nasıl bir keşmekeşin içindeyim. Gece olmayınca her şey daha zor lanet olsun. Güneşe dayanamıyorum. Aydınlanmaya ve güvende olmaya dayanamıyorum. Her şeyi bilmek istemek en büyük yanılgılarımdan biri sanırım. Müzisyen olmayı isterdim ama ben hiç olmayı tercih ettim. Hem müzikten hem matematikten hem de el melekeleri güçlü olan bir biyoloji için hiç olmak kaçınılmazdı. Uğraşabileceğim en basit mesleği seçtim ve takım elbiseler için sadece kendime iyi bir kuaför eve terzi buldum sonrasında her şey kendiliğinden ilerledi.


Devam edecek
Burak Dikoğlu

Hiç yorum yok: