Cumartesi, Nisan 28, 2012

mana

sevmek bazı zamanlar benim için bir tapınma biçimiydi
kahve içerken bir çift göze hüviyetini rücu etmek
ve benim gibi bir inançsız için sevmek inanmak demekti
inanmamak;sevmemek...
yan etkisi düşmekti
düşmek; biçimsiz boşlukta süzülmek demekti
konuşmak bir durumdu
susmak sevmek...


en çok da konuşmayı beceremediğim kadınları üstelik
konuşsaydım daha severmiydim bilmiyorum ama ben en çok terminal aşklarımı sevdim
ya gidene ağladım, ya gittiğime
terminaller benim için en yakın sırat köprüsüydü bir bakıma
ve ben orda bile kimseye duvarlarımı yıkıp "seviyorum" diyemedim
benim gibi inancını yitirmiş biri için tekrar inanmak yıllarca sürebilirdi
enine boyuna düşmek hissi geçmezdi
vücut ölçülerimin değer taşımadığı sarışın bedenlere sürtünmeden;
o anlar için ritimlerimde kıvılcım çıkarak tek şeydi sevişmekti...
Düşüyordum ve sanırım kimsenin umrunda değildim
verdiğim kadar aldığım insanlara aldıklarımdan fazlasını veriyordum sırayla...
elimi eteğimi çekince rutubet kokan o ayinlerden
kalorifer peteklerine yaslayıp sırtımı, ısıtmaya çalıştım ruhumu
herşey gibi bu düşüşünde bir izi vardı
ve sevdiğim kadınların izi; yanık kokusuydu.
Dedim ya konuşmak bir durumdu susmak sevmek.
O düşme anında kollarını sallamaktan daha fazlası konuşma haliydi
İlayda Portakaloğlu
nereye gittiğini bilmediğim zihinimin derinlikleri,
dilimin mürekkebine sponsor oluyordu, konuşuyordum soluklanmadan

Biri o an tutup sağa sola fırlattığım cümlelerin fotoğrafını çekse
mutlaka iyi bir nikon makinenin diyaframından fazlası ederdi.
Söylediklerimin içinden çalınacak tek bir uhrevi mesaj yok
mana derinlikte gizliydi, mana derindeydi
ve gizlilik o zaman hiç üzerinde çalışmadığımız bir prensip şekliydi
düşmüştük ve mana hiçbirşeyin ederiydi...

Burak Dikoğlu

Hiç yorum yok: