Cumartesi, Ocak 28, 2012

Hoşça kal sevdiğim,seni yarın koklarım.
umudumuz tükeninceye,son sabaha…




Bir rotayı taşlarım topraktan, adalara uzanır kolum
güçsüzüm, hayalini kuramayacak kadar rahim sancılarının.
Bir babayiğit çıkıp da demedi ki
“koklayamadığın denizi neden öpmeye çalışırsın”
Ben en çok ağzına özendim,
özledim, koklayamadığım denize benzettim tadını.
Evet göğsünün ve boynunun bitimi; dünyayı dengede tutan uçurumdur
Bu şehirde şarap içilecek tek yer omuz çukurundur.

Bundandır günahı avuçlar her gece ellerim,
kime ait değilse bir sarhoşluk,ben yatağımdaki kadına
bu son olsun diye tövbe ederim.
Bilseydim tadını ağzının, memleketin koynuna girmeyecekti türküler.
Ne zülfünü açacaktı bir başkasına, ne kirpiği değecekti kaşına.

Şehirlerarası bir yalnızlıktı bendeki sensizlik.
Sonra ucuz ve demli çayı olan bir yol üstü kahvesinde çocukluğumu hatırladım.
ne öksüz kaldım ne oyunsuz.
Kimsesizlik ağzından başlıyordu güneş batana dek.
Bir alevi daha korlarken ciğerlerim penceremin ufkunda
sen sevmeyi öğütlüyordun sık sık
kokunu alıp getiren rüzgarla
unutmamı önlüyordu mevsimin, alacakaranlıkta.

Şimdi başımı önüme eğiyorum,uykuluyum
Evet sevgilim bu bir vedadır
hoşça kal,seni yarın koklarım
umudumuz tükeninceye,son sabaha…

Hiç yorum yok: