Cuma, Aralık 23, 2011

Gözyaşı akıtmak için fazla yaşlanmış,fazlasıyla deneyimlerden geçmiştim.
Dünyada gözyaşı dökülemeyecek üzüntüler vardır evet. Bunu kimseye anlatmayacağınız gibi, anlatsanız dahi hiç kimsenin anlamayacağı türden şeyler zırvalayacaksanız.Ya başınızı okşayacaklar ya saçlarınızı.O üzüntü şekli hiç değişmeden, rüzgarsız bir gecede yağan kar gibi sessizce yüreğinizde birikir durur.Tıpkı dikenin ete batması gibi bir tutku. Acısı saniyeler sonra geçen bir sızı.
Keder ve iniltini.Etin içinde hissettiği o derin tutku. Elini bakire bir kızın kasıklarına eğdiğinde genç nasıl titriyor ve henüz yağmuru görmemiş bir kurağın canı yanıyorsa o uzanan şehvetten.Nasıl bir ses çıkarıyorlardır acaba içiçe duruken.
O sessiz yağan kar bile işimi zorlaştırıyor.Şimdi gözyaşlarımı tutmamın nedeni, o derin acıdan payımı alır gibi, etimi kanata kanata hudutsuz huzura uzanmak için.

Ahh hudutsuz huzur, bu gökkuşağının altında yok.

http://www.youtube.com/watch?v=R3rnxQBizoU

Hiç yorum yok: